Salı, Kasım 24

isn't it ironic?

Life has a funny way of sneaking up on you when you think everything's okay and everything's going right...

Cumartesi, Kasım 21

yeni arkadaşım




kendisi bir haftadır odamda yaşıyordu, bugüne kadar ortaya çıkmamıştı ama... pencerenin kenarında toz içinde görünce üzüldüm öldü diye, ama ellemedim... sonra bi baktım dizimde :) hemen su damlattım içeceğini varsayıp - ve içti :) - bi parça da elma... şimdi kocaman şeffaf kutusunda mutlu mutlu takılıyor kendisi:) üstündeki tozlar da gitti... isim de koydum ama söylemem:)

Salı, Kasım 17

ne güzel şarkı

Jason Mraz - Details in the fabric

biyerden bulup dinleyin noolur...

Pazartesi, Kasım 16

...

Bıraktığım yerden bir adım öteye gidemedim, o yüzden yazamadım diycem, yalan olucak... Bana bişeyler oldu, yazamıyorum uzun zamandır... Ketumlaştım :)


Geçen hafta zorlu bir karar verme sürecinin ardından İstanbul'a gittim, bir iş görüşmesi için... "Mülakat tecrübesi" olucaktı sözde, çok istekli değildim, iş eğitimimden ve deneyimimden bambaşka birşeydi ama nasıl olduysa tüm aşamaları geçmiş bulundum... Cuma'dan beri de sağlık raporu alma çabalarımı azimle devam ettiriyorum! Hemen beliritiyim, henüz karar vermedim kabul edip etmeyeceğime, maksat elimin altında olsun, hani "evet istiyorum" dersem diye... İkizler burcuyum malum, yapmadığım herşeyde aklım kalır... sonuna kadar gitmem lazım! Sağlık raporum onaylanır da eğitime başlarsam bir süre İstanbul'da kalmam sonra da Ankara mı İstanbul mu karar vermem gerekicek... Hiç hoşlanmıyorum bu "karar verme" ya da "birinden birini seçme"lerden, akıl almaz stres yaşıyorum en basit konulu süreçte bile. Sonucu da ciltte alerjik reaksiyonlar :)


Nerdeyse iki yıldır hep "gitmek" istiyor(d)um ben... Ne kadar uzak, ne kadar "tek başıma" olursam o kadar iyi geliceğini düşünüyor(d)um. Kendi evim, kendi hayatım, yeni bir yer. Ama şimdi gerçekten böyle bir fırsatı yakaladığımda da bir anda durdum. İlk başta bi hevesle ev bakmaya, planlar yapmaya başladım, sonra "kaçmamı gerektiren bir durum yok ki aslında, ben gayet de iyi idare edebiliyorum aslında" diye kendi kendime şaşırdım. Arkamı dönüp gittim, gözümle görmüyorum diye bitmezki burda canımı sıkan şeyler. Sadece katlanması kolay olur. İşte geçen hafta, aslında çok da katlanma güçlüğü yaşamadığımı, hatta burda beni çok mutlu eden yeni şeyler bile bulduğumu farkettim. Sanırım "kabullendim" ve "tamam" dedim artık, o yüzden de inanılmaz rahatladım.


Çok değişmişim ben son bikaç ayda onu farkettim bir de... Resmen yeni bir "ben"le karşılaşıyorum durup durup, ve şaşırıyorum... "Ben" gibi gelmediğinden değil, aksine hiç bu kadar "ben" olmadığımdan. Ve sevmeye başladım gördüğüm şeyi:) Başka şeyleri de sevmeye başladım, hatta sevmediklerimi bile :) Ne çirkin böyle üstü kapalı imalarda bulunmak... Hayatımdaki bazı kişilerin yeri değişti - bazılarının değeri daha da arttı, bazılarınınki azaldı, takıldığım bazı şeyleri yeter artık deyip bıraktım; herşeyi anlamak zorunda olmadığımı, zorlamanın saçmalığını, "neden?" sorusunun gereksizliğini, herkesi sevmek ve herkes tarafından sevilmek zorunda olmadığımı, biriyle ilgili "kötü"leri atıp "iyi"leri saklayabileceğimi anladım özetle. Çok da hafifledim. Pes ettiğim için de yaşıyor olabilirim bu değişimleri tabii... Sanki ilerleme kaydetmişim gibi düşünüp, kendimi kandırıyorumdur belki de, kim bilir :)

Sonuçta dönüp dolaşıp yine "karar vermem gerek" kısmına geri dönüyoruuum. "İşi kabul ediyim mi? Master nolucak? İkisini yürütebilir miyim? İyi de master konumla iş ne alaka? Babam benle konuşmıycak, ben İstanbul'a gidiyim en iyisi! Ankara'da kalıyım en iyisi! İstanbul'a gidiyim, kendi hayatımı kurmam lazım artık! Burdakileri özler miyim? Bu iş mi kendi alanımda daha vasıflı bir iş mi? ama beklemek istemiyorum kiii".... kabus gibi! Üstüne pazartesiye midterm ve henüz göz ucuyla bile bakılmamış kitap ve makale yığınından -üstelik Ortadoğu konulu-bahsetmiyorum bile :(


Aslında kendi evimi kurmayı, dolayısıyla İstanbul'u istiyorum, ama biraz gözümü korkutuyor işte ne yalan söyliyim(bkz. foto)... Hem çok yorucu, hem Serocum dışında kimsem yok... Ama kesin bildiğim birşey var ki benden öğrenci olmaz artık, yok yani... Ça-lı-şa-mı-yooo-ruuummm:( En iyisi işe başlıyım efendi gibi, İstanbul mu Ankara mı tek derdim o olsun...


Salı, Ekim 13

!















bu aralar çok suspusum,durdum,bekliyorum...değişik hissediyorum, bildiğim bişey değil...ama bıraksalar sabaha kadar konuşasım, hep hep hep kendimi anlatasım var :)

Cumartesi, Ekim 10

:)

Sefil'e yuva bulduk sonunda! Şu an yeni evini tanımaya çalışıyordur muhtemelen... Kuzenim hafta içi beni arayıp, kediyi bir arkadaşım alıcak dediğinde havalara uçtum sevinçten ama vazgeçerler diye de çok heveslenmemeye çalıştım... ama vazgeçmediler.

Bu sabah veterinerden aldıktan sonra kutusunda durmak istemeyen ufaklığı kucağıma almamla ya vazgeçerlerse korkusu yerini "ayy ben nasıl ayrılcam bundan"a bıraktı. O kadar sevgi dolu bir hayvan ki,kucakta sevilmek için yaratılmış sanki sadece! Hiç ayrılamıycakmışım gibi geldi... Bazen, bana tuhaf bişeyler oluyor, bir anda gerçeklerden(evdekiler Biber'e tahammül edemiyor, Biber herhangi bir canlıyı eve geldiği anda öldürür, vs) kopup, salt duygusal, sıfır mantık davranışlar sergileyebiliyorum...

Bugün de öyle bi gündü işte. Kızın kucağına bırakırken içim gitti:( Şimdi söyleyeceğim şeyden biraz utanıyorum ama, o an, "çok sevdim ben onu, kimseye veremem" demek istedim - içimden bu his geçti yani.. ya iyi bakamazlarsa, ya ona birşey olursa diye korktum... O benimmiş, ben daha iyi bakarmışım gibi geldi :( Ama bunda Sefil'in sağlık özel durumunun da etkisi var, uzun süre sokakta kaldığı için normalden daha ufak ve narin,kaç haftadır süren tedavisi vardı enfeksiyonu,bağışıklık sistemi ve parazitler için ve bir süre daha tedavisine düzenli devam edilmesi lazım. İlk bulduğumuzdaki durumunu bilmedikleri için ekstradan dikkat etmeyebilirler ya da önemsemeyebilirler sonuçta. Asıl endişem buydu aslında. Son ana kadar vazgeçerler mi diye wishful bir thinking yaptım itiraf ediyorum...ya da tamamen güçlenene kadar bi süre evde nasıl gizli gizli bakarım planları :) Ama iyi ki vazgeçmediler, yoksa evsiz kalıcaktı Sefil...

Sahiplenici olmak kötü birşey... Demezler mi adama, düne kadar yuva bulmak için çırpınıyordun, nasıl bir dengesizsin sen diye??? Derler. Ben derim. Sonuçta, umarım ufaklık yeni evini çok sever ve çok çok iyi bakılır... Ben de içim rahat şekilde mutlu olmaya başlıyım artık bu durumdan! Normal insan gibi :)

Cuma, Eylül 25

Lütfeeen lütfeeEN..çok kişi okusun bu yazımııııı :(



Günlerdir, sokakta bitik halde bulduğumuz bu minik beyefendiye yuva arıyoruz... Şu an veterinerde, aşıları yapıldı, ilaçları verildi, kiri pası temizlendi:) ama tek sorunumuz orda kapalı kalmaktan hiç hoşlanmaması ve sürekli kucakta sevilmek istemesi... 5-6 haftalık ama sokakta kaldığı için yaşıtlarına göre biraz ufak kendisi...

Evi ve kalbi bu miniciğe müsait, birileri var mıdır acaba??? :)

Müracaat:
essopuccino@gmail.com